Home Yaşam Güncel Çanakkale Zaferinin 100. Yıl Dönümü

Çanakkale Zaferinin 100. Yıl Dönümü

18 min read
0
0
150

Tarihi nice kutlu zaferlerle dolu olan bir milletin evladı olduğum için gururluyum, mutluyum.

Çanakkale’de atalarımız bir destan yazmışlar, büyük bir zafer kazanmışlar.. “Zafer kazanılmış ama nasıl kazanılmış” Birçoğu dokunaklı, filmlere konu olacak yüzlerce Çanakkale anısı okumuşuzdur, dinlemişizdir ama ne yaparsak yapalım o zamanki ruhu anlayamıyoruz, atalarımızın bize bıraktıkları bu kutsal emanete, emanetlere hakkıyla bakamıyoruz..

Çanakkale Zaferi, Bir milletin vatan aşkıyla nasıl insan üstü şeyler yapabildiğinin nadir kanıtlarındandır..

100 yıl önce yaşanmış bu olayı Allah bize unutturmasın, o acıları tekrar yaşattırmasın, Çanakkale ruhunu anlamayı, dersler çıkarmayı nasip etsin, vatan sevgimizi artırsın, yıllar önce bizler için Bedir’de, Malazgirt’te, Çanakkale’de şehit olan atalarımıza layık olabilmeyi nasip etsin. (Amin)

Müsadenizle birkaç alıntı yapmak istiyorum; / Uzun göründüğüne bakmayın, bir çırpıda okunuveriyor..

1- Yeni zelanda’dan çanakkaleye gelecek gönüllü anzaklar seçilirken, o zamanlar orada ya$ayan iki tane de osmanlı türkü sıraya girmi$ler ve biz de sava$acağız orada demi$ler.. adamlar bakıyorlar bunlar her yanıyla müslüman tipli.. gidin karde$im i$inize diyorlar.. bizim kurnaz iki türk’te ceplerinde, tanıdıklarında ne kadar para varsa topluyorlar ve cephane satın alıyorlar bir $ekilde.. ve binlerce mermi.. askerlerin gemilere sevkinden önce trenle yolculuk yaptıkların raylara dö$üyorlar dinamitleri ve tren gecerken patlatıyorlar.. trenden sağ kaçan askerlere de siper aldıkları yerden basıyorlar mermiyi.. iki türk orada 1-2 saat sonra anca arkadan çevrilmeleri sonucunda vurulabiliyor.. sonra anzakların bir çoğu, iki osmanlı ile bu kadar uğra$ıyor isek vay bizim çanakkale de halimiz ne olur diye bir çoğu sava$a gelmekten vazgeciyorlar..
“zafer kazanılmı$ ama nasıl kazanılmı$” dü$ünülmesi açısından güzel bir hikaye.. ayrıca filmlere konu olabilecek kadar da güzel ama dokunaklı bir hikaye.. (ekşisözlük)

2- Faruk Demir anlatıyor:

Makam arabamın arka koltuğunda bir göreve gidiyorum. Yol uzayınca, elimdeki gazetenin hatıralar bölümünü okumaya başlıyorum. Okuduğum yazının bana ilham ettiği birkaç cümle dökülüyor ağzımdan:

Yahu bu millet gerçekten çok büyük bir millet…

Şöförüm Ünver’le göz göze geliyoruz dikiz aynasından…
Onun bakışları sorduğu için hemen ekliyorum:

Okuduğum hatıra beni çok duygulandırdı. Manevi gücü hafif görmemek lazım.

Okuduğum hatırayı kısaca özetletledim. Nerden bilebilirdim ki, buna benzer bir hatırayı da şöförümün bizzat yaşadığını?..

Efendim, o dediğiniz benzer bir hadiseyi ben Çanakkale’de yaşadım.

Çanakkale Savaşlarında mı? Yahu senin yaşın ne ki Çanakkale’den hatıran olsun?

Hayır efendim… Çanakkale Savaşlarıyla ilgili, ama o tarihten değil … Çok sonralara ait…

Bu defa beni bir merak alıp sardı. Başımı öne doğru uzatıp emir verir gibi rica ettim:

Anlat bakalım, bizzat yaşadığın o hatırayı! Neymiş biz de bilelim…

Şöförüm Ünver şunları anlattı:

Ben askerdeyken oldu. Bir deniz astsubayı ile birlikte jeep içerisinde Çanakkele’nin Kirtepe Köyüne gidecektik. Bir akşamüstü karargahtan çıktık. Kirteppe Köyü yakınlarında yolda giderken, jeepin farları karşıma acayip bir müfreze çıkardı. Nasıl heyecanlandım, nasıl frene bastım, bende bilmiyorum.

Jeep zınk diye durunca, astsubayım neredeyse camdan fırlayacaktı. Döndü, bana biraz da sertçe sordu:

Ne var, neden durdun?

Elim ayağım tir tir titriyordu. Dedim ki:

Komutanım, siz görmüyormusunuz? Önümüzde tüfekli, teçhizatlı bir manga asker, yolu bölmüş gidiyor. Bakınız, hemen ilerde…

Bu askerlerin kıyafetleri şimdiki gibi değildi. Ben kim olduklarını, ne olduklarını anlamadığım için aptallaşmışken, astsubayım gözlerini ovuşturup yerinden kalktı, oturdu ve mırıldandı:

Çanakkale Harbindeki askerlerin kıyafetleri bu… Başlarında fes var; hepsi poturlu…

Siz de gördünüzmü komutanım?

Görmez miyim? Nizami adımla karşıya geçiyorlar. Biz rüya görmüyoruz, değil mi?

Hayır komutanım! Görevdeyiz; Kirtepe Köyüne gidiyoruz.

Ama ben hayal gördüğümü sanıyorum. Sen de görüyor musun?

Görüyorum komutanım, görüyorum. Nedir bu böyle?..

Hiçbir şey söylemeden müfreze geçene kadar bekledik. Yolun karşısına geçip ağaçlık arazide bir sis bulutu gibi kayboldular.

İkimiz de donduk kaldık. Jeepi hareket ettirip ilerlemeye başladık, ama ikimizin de benzi kül gibi… Kirtepe Köyüne vardığımızda, bizim şoke olmuş halimizi gören kahveden yaşlı bir amca, yarı muzip gülerek halimizi hatırımızı sordu:

Ne o komutanım, nöbet mangasına mı rastgeldiniz yoksa?

Şeyyy, evet… Nedir bu, anlatır mısınız? Siz de mi gördünüz yoksa?

İhtiyar adam, ah komutanım, ah, diye başladı söze ve şöyle devam etti: Bu manga, Çanakkale Savaşında nöbet tutan mangadır. Fransızlar bu bir manga askeri şehit etmişler o zaman… Ama bu şehit manganın askerleri, ne hikmettir bilinmez, her akşam güneş battıktan sonra görevini yerine getirmek için gidiyormuş gibi uzaklardan gelirler, yolu karşıdan karşıya geçerler, ormanın içine yürüyüp kaybolurlar… Nöbet mangası onlar

Faruk Demir Bey, bu hatıranın sonunu şöyle bağlıyor:

Şöförüm Ünver, bu askerlik hatırasını anlatırken, o nöbet mangası gözlerimin önünde canlandı. Gönlüm yoğunlaşarak gözlerimden damla olup aktı, yanağımdan göğsüme doğru…

Bu millet gerçekten yücedir, çok yücedir; çoook… (Bilgimce-com)

3- Çanakkale’yi geçemeyenlerin anlattıkları;

Karşımızdaki bir Türk siperinde silâhın ucuna takılmış beyaz bir iç çamaşırı yukarı kaldırılarak sallandı. Her taraf sessizliğe gömülmüştü. Her iki tarafın siperdekileri silahları üzerine doğrulmuş, dikkatle onu takip ediyordu. Siper ardından iri yapılı bir er yükseldi; Kesin tavırlarla yükselttiği çamaşırı silâhı sipere attı. Kendine güvenen tavırlarla yavaş yavaş yaralıya doğru ilerliyordu. Karşı taraf ve çevresiyle ilgilenmiyor; herkes donup kalmış Türk askerini seyrediyordu. Şaşkınlıktan kurtulabilen askerler Mehmetçiğe nişan almaya çalışıyorlardı. Türk askeri, hiçbir şeye aldırmadan yaralının yanına geldi. Nazik yumuşak hareketlerle yaralının kıyafetini düzeltti . Yaralıyı yerden kaldırdı. Yaralının kolunu omzuna koydu. Yavaş ve emin adımlarla yaralıyı bizim tarafa getirdi. Siperimizin üzerine yavaşça bıraktı, geldiği gibi kendi siperine döndü.

İngiliz siperlerinde şaşkınlık devam ediyordu!

İngiliz komutanı: “Korkak sıçanlar… cesaret örneği görün… Hele bunlarla birlikte aynı cephede savaşmanın tadına doyulmaz… Bu yiğit Türk çocukları keşke dostumuz olsalardı. Bu kahramanlarla savaş değil , dostluk yapmalı… Dostluk.”

Bu Türk askerine teşekkür bile edemedik. Savaş alanlarında günlerce bu kahraman Türk askerinin cesareti, güzelliği ve insan sevgisi konuşuldu.

Şimdi okuyacağınız menkıbenin, insanlara çok çekici gelen ve aklınızda kolaylıkla yer eden bir yumuşaklığı ve tatlılığı vardır.

Çanakkale Savaşları’nda, Fransız kuvvetlerine komuta eden General Guro, savaş sırasında bir kolu ile bir bacağının bir kısmını, savaş sırasında bırakarak yurduna dönmüş. Daha sonra anlattığı bir savaş hatırasında şöyle diyor:

Fransızlar, Türkler gibi mert bir milletle savaştıkları için çocuklarınızla daima iftihar edebilirsiniz. Hiç unutmam. Biraz evvel doğa çevremizde en nefis güzellikteydi.

Su çiçekleri, leylaklar, Peygamber çiçekleri, papatyalar bir gökkuşağı âlemi oluşturuyorlardı. Şimdi, savaş sahasında dövüş bitmiş, o güzelim tablo, kan revan içindeydi. Yaralı ve ölülerin arasında dolaşıyorduk. Az evvel, Türk ve Fransız askerleri süngü süngüye gelip ağır kayıplar vermişlerdi. Bu sırada gördüğüm bir hadiseyi ömrüm boyunca unutmayacağım. Yerde bir Fransız askeri yatıyor, bir Türk Askeri kendi gömleğini yırtmış, onun yaralarını sarıyor, kanlarını temizliyordu. Tercüman vasıtasıyla bir konuşma yaptık: Niçin, öldürmek istediğin askere şimdi yardım ediyorsun? Mecalsiz haldeki Türk askeri şu karşılığı verdi:

Bu Fransız yaralanınca yanıma düştü. Cebinden yaşlı bir kadın resmi çıkardı. Bir şeyler söyledi! Anlamadım!.. Ama herhalde annesi olacaktı. Benim ise kimsem yok! İstedim ki, o kurtulsun, anasının yanına dönsün!..

Bu asil ve alicenap duygu karşısında hüngür hüngür ağlamaya başladım. Bu sırada, emir subayım Türk askerinin yakasını açtı!.. O anda gördüğüm manzaradan yanaklarımdan sızan yaşların donduğunu hissettim! Çünkü, Türk askerinin göğsünde, bizim askerinkinden çok daha ağır bir süngü yarası vardı ve bu yaraya bir tutam ot tıkamıştı!..

Az sonra ikisi de öldüler!!!    (Bilgimce-com)

Yazılacak , konuşulacak, feyz alınacak o kadar çok şey var ki Çanakkale‘ye dair..

  • Çanakkale Zaferine Dair Fotoğraflar

    Bugün bildiğiniz gibi 18 mart, Çanakkale zaferinin 100. yıl dönümü ve şehitler günü bugün.…
Load More Related Articles
  • Mohammad Reza Lotfi

    Gece saatlerinde internet okyanusunda derin dalıştayken bulduğum bir üstad, İran Musikisin…
  • Youtube Kısayolları ve Pratik Bilgiler

    Youtube dünya çapında en çok ziyaret edilen/vakit geçirilen sitelerden en şahanesi olması …
  • Nasheed: Kuntu Maytan (Remix)

    İlk soru, Nasheed nedir? Türkçesi neşide olan bu terim koşuk, şiir olarak tanımlanıyor. Di…
Load More By Akrep
Load More In Güncel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Cevabı rakamla girin

Check Also

Mohammad Reza Lotfi

Gece saatlerinde internet okyanusunda derin dalıştayken bulduğum bir üstad, İran Musikisin…